Ýnanç, Görmediklerimize Ýnanmaktýr…

15 Kasım 2006 Duz Yazi ve Hikayeler Yorum yok

{mosimage}Inanc, goremediklerinize inanmaktir; bu inancin odulu ise inandiklarimizi gormektir…”

 Kim soylemis bu guzel sozu bilmiyorum, gecenlerde gazetede bir kose yazari tarafindan gunun sozu olarak yazilmisti…
 Aklima takildi, yogunlastim bu sozun ustune, inandigim seyler hep goremediklerim miydi, ve en sonunda inandiklarimi gorebiliyor muydum diye…

 Inancla hayal arasinda nasil sIki bir baglanti vardir diye…
 Hayatta bir seylere inanmak, yasama bagli olma istegini arttirir, bunu bir cok kez yasadim, gordum…
 Fakat su bir gercektir ki, bir seylere inanmakla bitmiyor olay…
 Caba gerekiyor, emek gerekiyor, olumlu dusunce gerekiyor ve hayalleri inanca, inanci gercege cevirmek gerekiyor…
 Bunlar olmazsa, kalbimizdeki inanc, goremediklerimize inandigimiz ve bu inandiklarimizi en sonunda goremedigimiz icin dunyamizi karartiyor, bizi bambaska bir insana ceviriyor…
 John Fowles, “Fransiz Tegmenin Kadini” adli o mistik romaninda, Charles adli zengin bir soylunun Sarah adinda bir hizmetciye bir anda asIk olup, onun ortadan kaybolmasindan sonra icindeki o nerden geldigi belli olmayan buyuk bir inancla yillarca izini surmeye baslar bu esrarengiz kadinin….
 Nerde oldugunu bilmeden, sehir sehir dolasarak, gunlerce, aylarca surer bu arayis…
 Ne olursa olsun Charles’in icindeki inanc bitmez, tek dayanagi odur cunku…
 Goremedigi bir seye inanmistir ve ne yazik ki,
 Baska guvenebilecegi bir sey kalmamistir…
 Ne olursa olsun sevdigi kadini bulacaktir, onu goremese bile ona inanmaktadir, onun yaninda olmasa bile onu sonsuz bir askla sevmektedir….
 Peki siz olsaniz ne yapardiniz?
 Kisa bir sure icinde gordugunuz bir insana cilginlar gibi asIk oldugunuzun biraz gecte olsa farkina varsaydiniz ve ona kosarak gittiginizde yerinde bulamasaydiniz, ustelik nereye gittigine, kimin yaninda olduguna dair en ufak bir detay bile ogrenemeseydiniz, ama ne olursa olsun icinizde bir inanc olsaydi?
 Ben bu kitabi okurken Charles istedigi kadar inancli ve inatci olsun, ne olursa olsun Sarah’i asla bulamayacak ve bu kaybolusun etkisi bir kabus gibi cokecek onun yasamina diye dusunuyordum…
Ama oyle olmadi…
 Yuregindeki inanc, Charles’i sevdigi insani bulmak icin zorladi, gidebilecegi her yere gitti, bakabilecegi her yere bakti, girip cikmadigi yer kalmadi…
 Gazetelere ilan verdi, ozel dedektifler tuttu, yolda gordugu herkese onu sordu….
 En sonunda gunun birinde Londra’da Sarah’i bulmalari icin tuttugu ozel dedektiflerden onun bulunduguna dair bir telgraf aldi, kosa kosa gitti ona, icindeki inancin bir gun gerceklesmis olmasinin verdigi sevinc ve huzunle….
 Onun yanina geldiginde gordu ki, karsisinda artik sevdigi insan yoktu…
 Evet, gormedigi bir seye inanmisti yillarca ve bunun odulu olarak en sonunda onu gorebilmisti…
 Ama aci bir husranla bitti bu inancin sonu, Sarah onu cilginlar gibi sevdigini bildigi halde Charles’a “ugrasacak yeni ve daha guzel seyler” buldugunu, hatta yasaminda baskasinin oldugunu soyleyerek bu inanci, bu yarinlara umut veren sevgiyi bir anda yok etti…
 Charles, onca zaman goremedigi bir seye yurekten inanmis ve bunun odulu olarakta onu en sonunda gorebilmisti, ama tum bu umut, caba ve inanc onun hayatini mahvetmekten baska bir ise yaramadi…
 Bu trajedinin sonu su cumlelerle anlatiliyordu:
 “Hayat, gizemli kurallar ve gizemli secimler nehri, issiz bir kiyi boyunca akiyordu; diger issiz kiyi boyundaysa Charles simdi yurumeye baslamisti, kendi cesedinin tasindigi bir cenaze arabasinin ardindan yuruyen bir adam gibi. Mutlak bir intihara dogru mu yurumektedir? Sanmam; cunku, sonunda kendinde bir inanc zerrecigi bulmustur, uzerinde bir seyler insa edebilecegi gercek bir benzersizlik…hayatin bir simge olmadigini, tek bir bilmece ve onu bilememekten ibaret olmadigini, tek bir yuzu olmadigini ve zarlar bir kere kotu gelmisse hemen birakilamayacagini anlamaya baslamisti….”
 Evet, Charles’in inanci gerceklesmisti ama bosa cikmisti…
 Inanmanin ona verdigi odul aci bir deneyimden baska bir sey olmamis, belki onu daha guclu ve olgun yapmis belki de insanlara ve sevgi kavrami ustune guvensiz ve olumsuz bir bakis acisi kazandirmisti…
 Hayatta her sey gelebilir insanin basina, kesin olan tek bir sey vardir ki, tum inanclariniza, umutlariniza, beklentilerinize, husran ve hayal kirikliklariniza ragmen dunya donmeye devam ediyor ve inanciniz bir kez olsun bosa ciktiktan sonra her seyden vazgecmek yapilabilecek en basit sey oluyor…
 Siz ne yapardiniz bilmiyorum, ama eger benim sevdigim insan ansizin ortadan kaybolsaydi ve icimde hala bir seyler oldugunu hissetseydim, ne olursa olsun onu bulurdum, en azindan icimde kalanlari soylerdim ve kendi ic huzuruma kavusurdum….
 Tum bunlari yapabilmek ve yurekten hissedebilmek icin goremedigim bir seye inanmak pahasina, sirf o sevginin varligi, o sevgilinin yoklugu icimi acitmasin, beni saplantili bir varliga cevirmesin diye, durmaksizin arardim onu….
 Buldugumda karsima nasil ve ne tavirla cikacagini bilmeden, kalbimdeki inancla, her seyi goze alarak…
 Cunku sonunda ne olursa olsun, inancimin odulunu alacagimi bilirdim ve karsi taraf ne yaparsa yapsin, inancimin verdigi odul, icimde kalanlarin disariya vurulmasi ve karsimdaki insanin ne olursa olsun onu sevdigimi bilmesi bana yeterdi…
 Belki size az seyle yetinmek gibi gorunebilir tum bunlar, ama ne kadar inanirsaniz inanin, sonunda elde edeceginiz odul sizin istediginiz gibi olmayabilir…
 Bir gun taparcasina sevdiginiz insanin karsisina cikip onu ne kadar sevdiginizi, onun icin her seyi goze alabileceginizi soylediginizde size hic ummadiginiz bir sekilde karsilik verebilir…
 Belki icinizdeki inanc husran dolu bir hayal kirikligina, belki de esi benzeri bulunmayan bir mutluluga sebep olabilir, ama tam olarak ne olacagini kimse bilmez…
 Charles sevdigi insani bulacagina inanmasaydi belki de icinde kalan sozlerle, hislerle ve yok olan sevgilisinin hayaliyle gunden gune kotuye gidecek, belki de intihar edecekti…
 Inandi ve buldu, odulunu aldi…
 Belki istedigi odul bu degildi ama hic degilse icinde kalan tek bir sey olmadi, yapabilecegi, soyleyebilecegi her seyi soyledi…
 Sonra yasamaya devam etti…
 Boyle platonik bir askin acisindan sonra bile bir “inanc zerrecigi” buldu icinde…
 Cunku bir kere inanipta husrana ugramak, bir daha hicbir seye inanmamaniz anlamina gelmez, aksine sizi daha cok inanmaya ve kendinize guvenmeye tesvik eder…
 Tabi bu gorus, bakis acisina gore degisir…
 Hayat, oyle mistik, tuhaf, beklenmedik ve farkli kavramlar barindirir ki icinde, yasayan varliklar olarak bir seylere inanmak, bir seyleri umut etmek ve bir seyler yapabilecegimize inanmaktan baska bir secenegimiz yoktur…
 Her sey istedigimiz gibi olmayabilir, cunku cogu sey bizim kontrolumuzde degildir…
 En azindan inanclarimizi biz kontrol edebilir, ne olursa olsun sonunda goremediklerimize inanmanin odulunu kazanmanin mutlulugunu yasayabiliriz…
 En azindan sevgi ve saygimizi biz kontrol edebilir, ne olursa olsun en sonunda ulasilmaz sandiklarimizi sevmenin ve belki de sevilmenin ayricaligini yasayabiliriz…
 “Inanc, goremediklerinize inanmaktir; bu inancin odulu ise inandiklarimizi gormektir…”
 Bu odulun ne olacagini bilmeden, tatli bir surprizle mi yoksa sizi yikmaya yetecek bir husranla mi karsilasacaginizi bilmeden, inanciniza guvenerek yola ciktiginizda, bence kaybedecek fazla bir seyiniz yoktur, en sonunda kazanacaginiz odul olumlu veya olumsuz da olsa, sizi daha farkli ve guclu bir insan yapmaya yetecektir…
 Kaynak: “Fransiz Tegmenin Kadini” John Fowles, Ayrinti Yayinlari, 2000, Istanbul

 

 


Bir Cevap Yazın